Kendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kendim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Kasım 17, 2013

Uzaklardaki dostum, bu yazı sana...

Bazı ilişkiler vardır ki üstünde pek konuşulmaya gerek görülmez, insan içinde başka bir huzur başka bir mutluluk duyar. Çok düşünülmez, çok irdelenmez. Aradan yıllar bile geçse, küçücük düşünceler, küçücük hayatlar büyüyüp değişse de, birbirinden farklı çizgilerde ilerlese de, aradakileri daha çok güçlendiren bir şeyler vardır.
Sadece sevmek değil bu..Sadece dinlemek, anlamak değil...
İçine öyle bir alırsın ki onun da içi en az seninki kadar açık olur sana.
Sadece görmezsin güzelliğini, düşünceleri vardır..duyguları vardır..
Sen ne kadar uzak da olsan bilirsin. Anlarsın.
İşte bazı ilişkiler vardır hiç eskimez öylece sürüp gider...

***

Cuma, Ekim 14, 2011

yeni

Ne zaman kaçtığımı sansam köşeyi dönmeden yakalıyor beni bir ses, bir görüntü, bir dürtü..
Ne zaman alıştığımı sansam yüz yüze gelince doluveriyor gözlerim,
Komik bir şeyler izlerken ve insanlar buna kahkahalarla gülerken, acıklı acıklı sırıtıyor buluyorum
kendimi..
Ta derinden bir şey yakalamış da beni dokunduğu gerçekle baştan aşa boyamış gibi..
Yeni şiirler yazayım, yeni kitaplar okuyayım, yeni bir filme gideyim..yeni olsun derken her şey çevremde biriktirip de oraya buraya sıkıştırdığım tüm o 'eski' ler hiç ummadığın anda unuttuğum o dolaptan, o çekmeden, o yerden,o pencereden, her yerden üzerime yığılır buluyorum..
Gücün böyle anlarda yetmez üstünden kaldırmaya,
Ya altında kaybolup gitmek vardır çözümde ya da tek tek toplayıp kapının önüne koyu vermek.

Bir insan var oluyor da nasıl oluyor bir sormak lazım..Düşünmek lazım.Ölçmek lazım..
Yaşamadan, yaşatmadan bir bakmak lazım. Tecrübe edilmişliklerin geri dönüşü olmuyor çünkü..
Bazen hayat size siz farkında olmadan, istemeden, gücünüz yetmeden yaşatıyor, bazen de  tam tersini yaşatıyoruz. Meraklarımız ve bilinçsizliğimiz bize yol gösteriyor.
Sonuç hep öğrenilmiş çaresizliklere, tecrübe edilmiş ama yine edilecek meraklara geliyor. Ve o yol hiç bitmiyor..Sonuç dediğin hep bir yola çıkıyor.

Kendimden kaçarken, düşüncelerimden kaçarken, eğlenirken, eğlenmeye çalışırken, zaman geçsin bitsin bunların hepsi derken, isterken, durmadan isterken, yalnız kaldığım tek bir anda
o dediğim umulmadık sahnelerde her şeyin başa sardığı, her şeyin boşa harcandığı, anlamsızlaştığı, gözardı edildiği ne varsa işte tam anda dikiliveriyor karşımda.

Anlamlar arıyorum kendime, kendime günahsız, yalansız, acısız, hatırasız dünyalar yaratmaya çabalıyorum. Bir taraftan da tutunuyorum diğerine, o-da olsun istiyorum. Tek bir dünya değil birden fazla olsun. Ama derler " ev üstüne ev kurulmaz" diye. Ben daha yolun başındayken bocalıyorum.
Daha çok boğuluyorum.
Gitmekten, kalmaktan, kaçmaktan, kaçarken yakalanmaktan..
Boğuluyorum bu sıradan olmayan hayatı sıradanlaştırmaktan.
Ve hiç bir şeyi o kapı önüne koyamamaktan...


Cumartesi, Ağustos 06, 2011

İt's a new Day!



Pencereden gelen esintinin etkisine bırakmışım ki kendimi sormayın gitsin. Kargaşanın, gürültünün, üzüntünün uzak olduğu daha sessiz, daha kendimcil bir gündeyim. Kendi iç sesimi dinlemekle meşgulüm ve oldukça iyi bir meşguliyet. 
Haftalardır gerekli-gereksiz internet sayfalarıında, televizyon kanallarında dolanarak, yapmam gereken bir çok şeyi aksatarak anlamsızca zamanlar geçiriyorum. _killing the time! 
Şuna bir kez daha katıldım ki bu aletler belli süreden sonra insanı bedenen ve zihnen uyuşturuyor. 
Artık dur demenin zamanı geldi de ben halen şansımı zorluyorum. 
*
İnsanın belli zorlu dönemleri vardır, iyi ya da kötü atlatılır veya alışılır sürece. Bende de biraz sık yaşanan bu dönemlerden birine daha girdim, uzun süredir de içindeyim. İş bulma telaşı, aşkı düzeltme telaşı, aileyle ortayı bulma telaşı, kendine yetme, yetinme telaşı... herşeyi, hayatı sorgulatır bir döngüye soktu beni yine. Kısa sürede sonuçlanır ve atlatılır umudundayım. 
*
Geçtiğimiz süreçte bir çok güzel etkinliğe katılarak biraz olsun 'İstanbul'da yaz'ın tadını çıkarmak için zorlamaktayım. 
*
En yakını, kurgusal fotoğraflarıyla adından söz ettiren Mehmet Turgut'un 31 Temmuz'da galasını yaptığı Rock'n Frame adlı sergisiydi. 
Metallica'dan Ozzy Osbourne'a, Ergin Koray'dan Hayko Cepkin'e kadar yerli ve yabancı toplam 56 rock sanatçısına ait fotoğraflarının sergilendiği Kemancı'da dostlarla hoş, bol muhabbetli, bol fotoğraflı bir akşam geçirildi. Gitmek isteyenler için sergi 10 Ağustos'a kadar devam ediyor. 
*
Bir diğeri ise Kadıköy Belediyesi tarafından Temmuz ayı boyunca bu yıl 9. düzenlenen Yıldızlar altında Tiyatro festivali idi. Bir çok ünlü tiyatro oyununun ve oyuncusunun yer altığı festival tüm halka ücretsiz gerçekleştirildi. 
Ferhan Şensoy'dan Haldun Dormen'e Genco Erkal'den Ali Poyrazoğlu'na kadar usta ve ünlü sanatçıları evimin köşesinde izleme imkanı buldum. 
Kaçıranlar seneye sizi de bekleriz. 
*
Baleden ne kadar hoşlanırsınız bilemiyorum. Malesef görsel ve klasik sanatlara karşı ilgimiz azdır. Operanın, balenin, ve klasik müziğin içinde çok da fazla kendimizi bulamayız, kültür meselesi diyelim. Sahne sanatlarına hayranlığımla birlikte yine geçtiğimiz ay İstanbul'da Harbiye Açık Hava'da hayatımda ilk kez bir Bale gösterisi izledim. Dünyaca ünlü bale sanatçısı Roberto Bolle ve yine en ünlü bale topluluklarında yer alan 10 bale sanatçısının yer aldığı gösteri, az ama kaliteli ( sanattan anlayan) seyirci kitlesiyle muhteşemdi. En azından ilk kez Bale gösterisi izleyen -ben- için öyleydi. Unicef tarafından "iyi niyet elçisi" seçilen Roberto Bolle elde ettiği geliri de "bir dilek tut Turkiye" adlı sosyal sorumluluk projesine bağışladı.
Ben gidipte hayran kalanlardanım. Umarım bir kez daha gelme şansı olursa görür siz de hayran kalırsınız. 
*
Vee sonuncusu ise aylarca gelecek diye beklenilen ve sabırla bekleyenleri de hayal kırıklığına uğratmayan dünyaca ünlü rock grubu Bon Jovi Konseri idi. 
Ne bir sıkı fanatiği ne de delicesine rock dinleyicisi olmama rağmen Dünya devinin konserinde yer almak oldukça güzel bir tecrübe idi. Aralıksız 2 saat boyunca inanılmaz bir performans sergiledikten sonra Neden gerçekten Dünya Devi oldukları sorusunun cevabı kendiliğinden verildi. Bunu da kaçıranlar bir 18 yıl daha bekleyiversinler artık ;)
...
Yazsam ne yazacağım diye düşünürken sadece 1 ayda neler sığdırmışım ben de yazınca şaştım doğrusu.
Demek ki fazla biriktirmemek gerekiyormuş. 

Son haber: 3 Ağustos-4 Eylül tarihleri arasında İstanbul Modern'de dünyaca ünlü fotoğrafçı- ki hepimiz bu fotoğraftan tanıyoruz kendilerini-Steve McCurry'nin sergisine gidin derim. Ben gideceğim :)

Sevgiler,
Aşkla Kalın.
Bonafide...

P.S. Son keşfim Küçük İskender. "Siyah Beyaz Denizatları" adlı kitabıyla şiirlerine dalmış bulunmaktayım. 
K. İskender yeni hayranlarındanım. 

Salı, Ağustos 02, 2011

çocuk



Bugün bir pek küskünsün dünyaya çocuk
uzaklara dalmışsın,
gözlerin hüzün dolu...
Bugün hayatı yaşamak istemez gibisin, birileri ne kadar seni zorluyor olsa da.
Bir şeyler mi acıtıyor içini yoksa geçmiş mi, gelecek mi korkutuyor bilmez gibisin.
Kalabalığın içinde yalnız kalmak ne! yaşar gibisin bugün.
Sanki ruhun yorgun.
Sanki ellerinin kiri içinin temizliğini daha bir açığa vururyor da kimse görmüyor gibi..
Bugün kırgınsın, yeniksin ve yarın isyan edeceksin, sonra da savaşmaktan vazgeçip kabulleneceksin çocuk.
Belki de hepsini bildiğinden böylesin.
***
Bugün güneş doğar mı diye pencere kenarında gününü yarılamış yaşlılar gibisin. 
Gözlerini hüzün kaplamış ama ufacık bir aralıkta dudakların gözlerini kısıp ışık saçmaya hazır. 
Koca koca gözlerle aynı kapta, aynı suda bir sağa bir sola giden bir balık gibisin. 
Ne zaman canını bir şey yaksa, ne zaman bir darbe alsan hayattan, sevdiklerin ne zaman seni yarı yolda bıraksa geri dönüş yolunda hepsini unutacak gibisin. 
En saf halinle ve belki de bir insanın en güzel yıllarında kuracağı hayallerle sıkı sıkı inanarak yaşamaktan vazgeçmiş gibisin bu gün. 
Bu gün doğmayacak güneşi, açmayacak çiçeği, sevgiyi, sevgiliyi bekler gibisin. 
Bekleme...
Hayat beklemeyek yaşanmıyor çünkü. 
Bekleyerek yalnızca yaşlanılıyor çocuk. 
Yaşlanmaksa sana uymuyor.. 
Sen en iyisi mi bekleme...

Bonafide


Çarşamba, Haziran 22, 2011

Birikenler..



Uzun zamandır ciddi anlamda bilgisayarın başına geçip de ciddi ciddi içimden geçenleri yazamadım buraya.
Kelimeler dağınık kalsın, cümleler samimiyet boğulsun, imla ya şekil düzenine dikkat etmeden, konuşur gibi yazmak...kendinle birebir sohbet etmek belki de.
*
Yoğun bir hayata henüz atılmamış olsam dahi sürekli nedenlerim ve bahanelerim var birşeyleri erteleyecek.
Yarın yazarim, yarın başlarım, yarın devam ederim, yarın bir gelsin.. Yarınlar hele bir gelsin. 
*
Sonunda evine dönen ve o da tatilden nasibini alıp bol bol evde oturan bir arkadaşımla her zaman olduğu gibi telefon sohbetlerimiz başladı yaklaşık bir haftadır..saatlerce telefonla konuşup, dedikodular yapmalar, olan biteni anlatmalar, hayaller kurmalar...Elbette hiç birşey karşılıklı oturup içtiğin bir kahveyle yapılan sohbetleri vermiyor ama alıştık artık, her sabah olmazsa olmazı sabah telefonları ve birbirini uyandırmalar, hoş telekom akşam 7 den sonra bedava olduğu için artık bu konuşmaların çoğu akşama kaydı :)
*
Son zamanlarda kendime ayıracak o kadar zamanım oldu ki aslında yaşanan ufak tefek-aslında oldukça ciddi ama kendimi kelimelerle kandırma rolünü üstlendim- düşüşlerin ardından garip bir sakinlik ve durgunluk yaşıyorum, -hayata pozitif bakmayı- öğreniyorum.
Şimdilik kelimeri düzeltiyorum, olası bir tehlike anında devreye giren ve beni daha çok buhrana sokan beynimi hala aşabilmiş değilim, o da zamanla olur diye azimle çabalıyorum. 
*
Bir de son zamanlarda bir çok sitenin takipçisi oldum, anladığım anlamadığım bir çok siteye gidip çıkıyorum ki çoğu- paylaşım siteleri- belli bir süreden sonra beni aptallaştıran bilgisayarla savaşıyorum bile denebilir. Beğendiğim siteleri de yer imlerine özenle klasörleyip kaydediyorum ki gün olur okumaya, iyice incelemeye başlarım diye. 
*
Benden son haber ise bir konser ilanı. Bir çok alanda benim gözlerimi açan ve bana daha güzel dünyaları keşfetmemi sağlayan benim için olabileceği herşeyi olan biri sayesinde tanıdım onu ve parçalarını..
Sesinin  rahatlatıcı ve okşayıcı bir yani var..Ane Brun. Norveçli sanatçı 25 Kasım da Türkiye'de sevenleriyle buluşacakmış. Temmuz ayı itibariyle biletleri Biletix'de satışa çıkıyor..Kaçırmayın derim.

Güzel, hoş, keyifli ve huzurlu bir gece geçirin. 
En önemlisi Aşkla Kalın,

Bonafide. 

P.s. burdan da Ane Brun konseri için bilgi edinebilirsiniz.

Pazar, Haziran 19, 2011

Beni benimle bırak.

Ey sevgili,
Eğer bir gün o hep aramızdaki ilişkiyi varettiğine inandığın 'özlem'i seçersen,
Başka bir hayatın zorluğuna katlanamıyorum artık dersen,
Gün olur artık aşık olmadığını fark edersen,
Heyecanla koştuğun bu dünya diğerlerine benziyor gibi hissedersen,
Vazgeçemeyeceklerinle beni ayrı bir seçenek gibi görürsen,
-Artık sen de isteme- dersen,
kaybolursan anlamsız ikilemlerin arasında,
Ya da bir başkasına aşık olursan,
Ya da seçmek zorunda kalırsan...
Beni benimle bırak olur mu...


Cumartesi, Şubat 19, 2011

Sabahtan akşama kadar Arap müzikleri dinleyen bir Kolombiyalıyla Yaşamak!!!

Bu zamana kadar elimden geldiğince çeşitli müzik tarzları dinleyerek, dilleri ne kadar farklı olsa da -müzik evrenseldir- diyerek o kültürü edinmeye çalıştım. 
Yeni ve farklı her tarza merakla kulaklarımı açtım. Gerek yabancı gerekse türk müziğini yakından takip eden biri değilim ama her ortamda zevk almaya çalışırım.
***
Buraya gelmeden önce bu kilometrelerce uzataki ada'cık da yaşayanların kendinlerine ait neleri olduğunu çok merak etmiştim. Avrupa insanından, ordaki yaşamdan farklı olacağı kesindi. Ve burda muhtemelen Avustralya'lıdan çok farklı uyruktan insanlarla karşılacaktım. Öyle de oldu. Çinlisinden, japonuna, brazilyalısından kolombiyalısına, tüm arap ülkerinden insalara, asya insanına..avrupalısına..hepsiyle karşılaştım. Eğitimin buraya ciddi bir kazanç getirdiği düşünülecek olursa okullarda çeşitli milletlerden insanlar bulmanız çok olası. 
***
Bir Kolombiyalı, bir Tayvanlı ve bir çinli kızla paylaşıyorum evimi.
Hepsinin çeşitli alışkanlıkları var -benim de olduğu gibi- hepsine alışmaya çalışıyorum. 
Zaman zaman mutfak ve banyo içerisinde sorunlar yaşıyorum-katlanamıyorum ama kibar yoldan bir şeyleri çözmeye çalışıyorum..Ne kadar başırılısın diye sorarsanız tartışılır? 
Ama Asya insanın sessiz sakinliğine hayranım. Özellikle de çinlilerin..Belki de onlar daha küçük bir hayat kurdukça kendine ben alanımı genişletiyorum- bencil duygularım tetikliyor beni-
Ama bir kolombiyalıyla ayın odayı paylaşmak...Sadece neşe dolu ve hareketli olmasından dolayı biraz da yumuşak başlı yapımdan dolayı vurdum duymaz ve düşüncesiz tavırlarına katlanıyorum!!
Aslında bu yazı şikayet içeriği taşımayacaktı ama sanıyorum başlayınca tutamadım kendimi.
 ***
Arap insanın ve bizim bir çok alışkanlıklarımızın aynı olduğunu buraya gelince birazcık daha fark ettim. Yediğimiz yemekler, ailevi kültür, müziklerimiz.. Çoğu şey benzeşiyor. Belki de Müslüman ülkere has bir şey bilmiyorum. Sadece benim bu alışkın olduğum tarz nasıl bir kolombiyalıya bu kadar çekici geliyor onu anlamaya çalışıyorum.
Kıyafetleri, dili, müzikleri - her ne kadar bir ilgimi çekmiş olsa bile saatlerce youtube karşısında oturup arapca arabesk dinleyemem sanırım- kültürleri- ki arap insanını hiç bir zaman çok dürüst bulmamışımdır- dini inancına kadar herşeyi, bir kılıf gibi üzerine giymeye çalışan biri.

Biliyorum yargılamak ya da yadırgamak hoş değil ama ..anlayamıyorum. Niye??
Bir kaç konuşmamızda okulundaki bir çok arap olmasından dolayı bu kadar etkinin altında kaldığın çıkardım.
Öğrendim ki bir çok arap ülkesi öğrencilerinin buradaki okul masraflarımı-bir çok şeyini - karşılıyormuş. Ve buradaki çoğu öğrencinin varlıklı ailelerden geldiği varsayılırsa paranın gücü belki de bu kadar etkili kılan şey...
Herşeyi anlamak zorunda değilim. Varsın bu da öyle kalsın ama biri şu müzikleri artık sustursun..


P.s. resim  burdan alıntı. Sadece beğendim !! :)

Aşkla kalın,
Bonafide

Cuma, Şubat 11, 2011

Mükemmellik



Hiç bir zaman mükemmel bir insan olmadım ben, olmak için de çabalamadım. Hatalarımla, yaşadıklarımla, dalga geçmeye çalıştım zaman zaman. 
Gülüp geçtim bir çok şeye. İnsanlar hep "çok soğukkanlısın" dedi. Ya da "çok umursamaz "benim için.
Öyle de değildim aslında ama dışarda böyle yaşamak da bana çok anlamlı gelmedi. 
Şaşırtmadı, şaşırtmıyor beni yaşadığım, gördüğüm bir çok şey. "Olabilir" lafını sakinlikle söylemem çoğu zaman onları rahatsız etti.
Zaman zaman düşündüm ben mi çok nötrüm hayata karşı diye, ama içimde yaşadığım gel-git'ler, duygusal karmaşalar, deli gibi sevindiğim anlar ya da yok olurcasına acı çektiğim anlar aklıma geldikçe böyle biri olmadığıma karar verdim. 
Ne olduğu önemli değil iyi-kötü, çirkin-güzel bir çok şeyi, ne düşündüysem söylemeye gayret ettim. Ki zaman "çok açıksözlü" oldu adım, kimi zaman "patavatsız"...
Bu hayatta herkes gibi, belki daha fazla hep birşeylere tutunmaya çalışan ben, enerjik ve güleç tarafımın yanında hayattan hep memnuniyetsiz değerlendirildim. Neden bilmem bu kadar zıtlıklar taşıyoruım içimde ama ruh halimde böyle geldi gitti benim. İsyanlarım arttı zaman zaman, zaman zamansa geçer diye bekledim. 

Başta da dediğim gibi hiç mükemmel bir insan olmadım ama, mükemmel dostuklar, mükemmel arkadaşlar edindim kendime. Sevdiğim, sevildiğim, değer gördüğümü hissettiğim karşılıklı karşılıksız o kadar çok kişi var ki aklımda. 
Onlara layık olabiliyor muyum bilmiyorum, zaman zaman aksi ve çekilmez oluyorum. Zaman zaman ihanet ediyorum dostluklarına..Bazen kendime bile yabancı kalıyorum..Hayliyle belki de gerçekten sahip olduğum mükemmelikleri fark edemiyorum. 

Bu yazı bu gün aldığım mükemmel bir hediyeyle başladı. Uzaktaki, en değer verdiğim dostum, sığınağım,
yol arkadaşım yalnızlığımı anladı da yolladı belki de. Belki de Sevgililer Günü adınaydı!!
Ben bu hediyeyi hak edip etmediğimi bilmiyorum ama bana layık gören kişinin bir çok şeyi hak ettiğini biliyorum. En çok da benim tarafımdan.. Belki eksik kaldım, kalıyorum ama FARKINDAYIM şuan. 
Sahip olduğum en mükemmel insansın sen ve en gurur duyduğum şey sahip olduğum mükemmel dostlarım...

Sizleri çok seviyorum.


Aşkla kalın, 
Bonafide

Pazar, Şubat 06, 2011

every little thing is gonna be allright!!



HERŞEYİN-herşey küçük aslında- iyi olacağını hayal ederek ve inanarak yazıyorum bu yazıyı...
Tam hayattan kaçtım, tüm sorunları, sorumlulukları, bunaldığım hayatı geride bıraktım derken başka bir hayatın içinde çabalarken buldum kendimi.
Başlarda çok fazla anlamasam da -alışma evresi diyelim- zaman geçtikçe değişmeyen, aksine olumsuzluğa giden birşeyleri gördükçe -aslında kaçabildiğin hiç birşey Bonafide- dedim kendi kendime..
Cennetteymiş gibi yaşama hayali suya düştü böylece ve GERÇEK hayata geri döndüm çabucak. 
Kısa bir bunalımdan sonra şimdi "every little thing is gonna be alright" diyerek kendimi rahatlatıyorum.
Bazı insanların sorumluluklarını, hayatı yaşayış biçimlerini, -kaderlerini demek istemesem de sahip olduğu değerleri-maddi manevi- seçme şansı yoktur. Birşeyler önceden gelir ve siz üzerine birşeyler kurarsınız yada kurmaya çabalarsınız. İşte bende o çabalayanlardanım ve hayata herşeyin, her küçük şeyin iyi olacağın hayalini kurmak kendime verdiğim en güzel hediyelerden biri. Zaman zaman bunu unutsam dahi...

Başlarda Avustralya da olmak çok çekici ve özel gelse de şimdi çok fazla bunu yaşayamamaktan belki de hayal ettiğim bazı şeylerde hayal kırıklığı yaşamış olmaktan dolayı çekiciliğini ve özelleğini göremiyorum hala...
Biraz daha zamana mı ihtiyacım var yoksa biraz daha merak mı bilemiyorum. 
sadece şuan güzel yanını yaşıyorum, balkonumdan okyanusu ve tüm şehri izliyorum...sessiz şehri...ve yorgunluğumun tadını çıkarıyorum.ve hala Bob amca diyorki;
-every liltle thing is gonna be allright....

                          
Umutlu kalın, 
Bonafide



Çarşamba, Şubat 02, 2011

Lavinya yaşıyor.


Lavinya hiç bunu düşünemedi. Acısı öyle sarmıştı ki etrafını dünya kendi dünyası olmaktan çıkmış diğerinin dünyasında bir kenardan izliyordu hayatı. Vicdan mı yapsa, gurur mu yapsa bilemedi. İçi kanadı baktıkça, baktıkça isyanı arttı ama hiç birşey söyleyemedi. İzlemekle yetindi...AŞK herkese böyle mi gelirdi? Ne olacağını bilemeden savruldukça insan daha mı fazla merak ederdi?
Hayatın üstüne hayat kurulur mu? İçiçe bir hayatı denemek istedi..Birbirinden habersiz bir hayatı. Lavinya daha çok gençti. Neyin can yakıcı olacağını bilemeyecek kadar aşık olmamıştı daha önce. İstemişti sadece, istemişse olmalıydı.

Şimdi Lavinya yarı kırıp dökük, yarı toplayamaya hazır hayatını bekliyor uzakta. İzliyor yine gizlice.. Hem izliyor hem de gözlerini yumuyor. Bir aşkı bu kadar istemenin bedelini ödüyor...
Mutlu şekilde ödüyor hemde. Çünkü bulduğu aşkı uzakta da olsa kalbini ona uzatıyor..
Lavinya yorgun ama gözleri hala sıcacık bakıyor... Çünkü artık aşk onu bırakmayacak biliyor..
Diğeri gitse de AŞK onunla kalacak biliyor...
o yüzden Lavinya yaşamayı tercih ediyor.

Bonafide

Cuma, Ocak 14, 2011

Are you Brazilian?


Günlerdir Queensland selle uğraşıyor, binlerce insanın evi su altında kaldı, yüzlercesi selde kayboldu, onlarcası öldü Queensland'ın 3/4 ' ü su altında..Biz se şanslı olanlardanız, yağmur gördük ama güneş açtı plajlara, havuzlara koştuk... Avustralya hükümeti olayların başladığı ilk günden beri sıkı önlemler alıyor, insanlara olabildiğince yardım etmeye çalışıyor. Bir doğal afet karşısında olması gerektiği gibi herşey oluyor ama ne kadar önlem alırsan al önüne geçebiliyor musun- hayır- Sanıyorum bir kaç gündür dinen yağmur biraz olsun toparlanmaları için fırsat verdi.  Her saniye tvlerde tek izleyeceğiniz haber bununla ilgili. Fazla olaylara alışkın olmayan Avustralyalılar bu durumla yıkılmış durumda. Ama geçenlerde bir arkadaşımla bir taraftan konuşup bir haberleri izlerken şunu farkettik. Benim ülkemde böyle bir afet yaşansaydı sonucunu düşünemiyorum dahi..
Bizi bunlardan ayıran çok şey var.
Su üzerinde, botlarda, grayderlerin üstünde, korunmak için, evsiz kalanlar için açılan kapalı alanlarda insanlar öyle rahat ki!! Tabi ki hepsinden bahsetmiyorum ama izlediğinizde, bu manzaralarla karşılaşmanız size garip hissettiriyor. En azından ben öyle hissettim. Sonra düşündüm ki, birazda burada şimdiye kadar gördüklerime dayanarak, bu insanlar korkusuz ve rahat yaşıyorlar..Ciddi yaşam kaygıları, ciddi fikir çatışmaları, korkuları yok. Herkes her şekilde olabildiğince eşit... Çok gariptir ki bu insanlara verilen müsamma ve rahatlık karşısında bu insanların bunları oldukça uygun kullandıklarını düşünmüyorum.

İstanbulda her gün bir cinayet haberi, kavga olayı, bomba tehlikesi, düşünce çatışması açlık sefalet, haksızlık, eşitsizlik ve bunlar karşın bir vurdumduymazlık yaşanırken tam tersi bir ülkede olup kendini güvensiz hissetmek çok garip olsa gerek! Ama bu garipliğe rağmen zaman zaman bunu hissettiğim doğru. Çünkü Avustralya insanın korkusuzluğu beni korkutuyor açıkçası.
Belki doğru zaman,doğru yer diyebilirsiniz belki kendi memleketin kendi insanın diyebilirsiniz bilmiyorum ama gecede yada gündüzce o bildiğiniz İstiklal'de -buralar benim- dercesine yürüyebilen ben, gecenin bir yarısı dünyaca ünlü ve kalabalık başka bir caddede-burda- çekiniyorum yalnız kalmaya...
Otobüs duraklarında, kaldırım üstlerinde o kadar şarhoş ve umursamazca hareket eden genç potansiyelin olduğu bir ortamda yalnız kalmak hiç bana göre değil :( 
Belki sadece gördüklerim sokaktakiler, belki genelleştirmek için çok daha erken ama inanın bana bu insanlar çok çok rahatlar. 

Diğer büyük şehirlere göre -Sydney, Melbourne- Türklerin çok yoğun olmadığı hayliyle Türk insanına çok alışkın olmayan Gold Coast halkı, burdaki bir çok Brazilyalı'dan mıdır yoksa benim çok benzememden midir nedir kimi zaman sormaya bile gerek duymadan Brazilya'dan bahsetmeye kalkıyorlar..-Türk'üm- dediğimde şaşırıp -Aa ilk defa bir Türk kızıyla karşılaşıyorum- diyorlar.. Bu duruma öyle alıştım ki artık ilk önce Türkiye'den geldiğimi söylüyorum. 

Memleketine bu kadar düşkün olduğunu sonradan farkeden ben tüm yakınmaları bir tarafa bırakıp orayı yaşamak için sabırsızlıkla bekliyorum...
Şimdillik öğrenme, keşfetme, belki de alışma aşımasındayım..
Ama şuan tek hissettiğim ne memleketimin insanını, ne memlektimin havasını değişebileceğim...
Aşkla Kalın,
Bonafide

Cumartesi, Kasım 27, 2010

dönmemek korkusu

Zaman zaman ev ahalisiyle yapılan kavgalara biri daha eklendi bu sabah.
Uzun süre çok tatışılan tercihlerim! ve hayallerimle ilgili hazmedilemeyen, insanları rahatsız eden bir şey var. 
Ailevi değerler, toplumsal değerler, sorumluluklar ve mantıki davranışlardan yoksun olduğum düşüncesi hakim nedense hepsinde de! 
*
Sürekli onunla bununla karşılaştırmalar...

İnsanların gördüğü hayatlardan bir başka hayatı ne kabul etme ne de anlamaya çalışma gibi bir durum var. 

Onlar için tek bir hayat var, sizi içine çekebilmek için ellerinden gelen herşeyi yapıyolar. 
Doğru olan BU! İyi bir işin olsun, çok çok çok para kazan, ulaşabileceğin hayallerin olsun, aman çok uzaklarda olma, yanımızda ol.
Yetinmeyi bil, çok fazla birşey isteme. Ee evlen-kocan,çocuğun olsun. Evin olsun, memleketimizde kal. Devlette kapağı atmaya bak, özel süründürür yapamazsın. 
Sen kızsın en iyi meslek öğretmenlik, tatilin var, rahat rahat yaşarsın.
Ee bir doktor bul onunla evlen, 
onu yapma bunu yapma...
Dolu dizgin sıralanacak birsürü şey...
Bakıyorum da çok korku var insanları sarıp sarmalayan...
Korkuyla herşeye sarılıyoruz, aç kalmayalım devlet işi olsun, yalnız kalmayalım illaki bir kocan olsun, ayrı kalmayalım hayatın yanımızda olsun, o da olsun, bu da olsun.... ama yeterki korkular uzakta olsun.

***
Gideceğim çok kısa bir süre sonra buralardan, farklı hayatlar yaşamak, farklı yerler görmek, keşfetmek, kendime yeni bir ben katmak için. Çok fazla idealler peşinde koşmayan ama dünya o kadar görülecek yaşanacak yeri her gün ve her gün keşfedebilmek, görebilmek, biraz daha saygı duyduğum, biraz daha benimsediğim bir hayatı yaşayabilmek için can atıyorum. 
Bu pek de ilk adımım sayılmaz. Ama En büyük adımım.
Üstüne hayaller kuruyorum, merak ediyorum..
Gidiyorum.
Hem de tüm korkulara inat...Çünkü ben hiç birinden korkmuyorum...

Çarşamba, Kasım 24, 2010

turuncu papatya


Biraz buruk bir akşamdayım yine..Nedeni belirsiz garip duygular gelip gitmekte bende.
Gözümün önünden eski anılarım bir seramoni şekilde geçmekte..
Gülüyorum birşeylere, birilerini dinliyorum, hüzünleniyorum.
Ağlıyorum canımı yakan şeylere çaresizce, içimdekileri sanki o gözyaşları temizlercesine..
Bir dolu kalple düşünüyorum neleri geride bıraktığımı ya da bırakamadığımı..
Nelere cesaret gösterip kalkıştığımı, neyin üzdüğünü, neyin yetmediğini..
Güzel anılar biriktirmişim bende herkes gibi, güzel şeyleri sahibim üstelik ama canımı yakan birşeyler var.
Attığım bir adımda beni üzen birşeyler var..
Kabullenmek istemediğim, kırıldığım, kırıldıkça kırdığım.. Çoğu zamansa farkında dahi olmadığım..
Diner elbet..Yürek belki hafifler, düşünceler uçup gider..Yenilerine yer açılır eskiler kapanır.-Mı??-
Yine anılarıma bakar güler geçerim ya da bakar, baktıkça canımı yakan birşeylerin izlerini taşırım. 
Bonafide

Çarşamba, Kasım 03, 2010

Kalbin benimleyse, sen nerdesin?


Hiçbir zaman bir bütün olamadık. 
Hep birşeyleri birşeylere bağlama, yetiştirme, uydurma çabasındaydık.
Kalbimizi ya bir kapının ardında biraktık, ya da bedenimiz hep orda kilitli kaldı.
Tam zincirlerden kurtulduk sokağa çıktık aklımız kaldı bu sefer de!!
Birden fazla hayatı sığdırmaya çalıştıkça içinde bocaladık. Eğer büyük geliyorsa bu hayat bize hala çabalamak niye? 
Eksik kalmayı tamamlanmaktan ne zamandan beri daha üstün kıldık??
***
Hayat mı sürükledi bizi buralara biz mi daha fazlasını istedik bilemiyorum.
Yetinmemenin,yetişmemesinin isyanını bol bol yaşıyorum.
İstiyorum, bekliyorum, arıyorum...
Artık kelimeler doldurmaz oldu boşlukları, anlamlarını yitirir, havada gezinir oldu öylece, avare...
Artık kelimelere ihtiyaç kalmasın istiyorum.. 'Kalbin'in benimle olduğunu duymak değil, göğsüne yaslandığımda sesini duymak istiyorum... 

Bonafide

Pazartesi, Kasım 01, 2010

sen de bil!


Bir ukte kalmışsa boğazında yüreğin düğümlemişse...
Gel desen de git desen de kalıyorsa olduğu yerde,
Acını paylaşamadıkça bir başka biriyle, bir başkası olurum diye hayal ettikçe durmadan batmışsan dibe..
Sevda sözlerin, gelecek mutlu hayallerin bu gününü kurtarmaya yetmiyorsa,
Yalnızsan..kimle nerde olursan ol, "O" olmadıkça yalnız kalacaksan,
Okuduğun her şey olmayacak dedirtiyorsa sana...En mutlu anında, sevgilinin koynunda dahi bir hüzün kaplıyorsa seni..
Gitmekk..En uzaklara gitmek..Kendinden kaçıp gitmek varsa hep aklında.
Yüreğin hükmettikçe altında ezilen bedenini kurtaramıyorsan. Aklın karışıyorsa durmadan..
Ve hala Dur! demeyi becerememiyorsan.
Geç mi kaldığının daha yaşayacak çok şey var diyerek önüne mi baktığının düşüncesi arasında kaybolup giderken, özlediğin kokuyu içine çekmeye çalışırken, durmadan durmadan zihninden gitmeyenlerle çabalarken,
arada kalmışlığı yaşarken...
kendini unuturken..
severken..
sevişirken..
özlerken..
kavga ederken..
umudun hiç olmadığını bildiğin halde umut ederken..
güçlü olmaya çalışırken..
kaybetmemek için kendini kaybederken buluverirsen bir an kendini 
işte; ve yazının bir çözüm olduğunu sanırsan yanılma.
 Bil ki kendi çamurunda boğulan biri daha var burda...
Gücünün yetmediği br savaşın içinde, yüreğine söz geçiremediği bir sevdayı yaşıyor delicesine...
Bil ki o da sen gibi kurtulma çabasında...

Bonafide


George Michael-Careless Whisper

Salı, Ekim 19, 2010

Eskiler gider birşeyler kalır...



             Anılar içinde dolaşıp durdum son zamanlarda..Çoğu geride kaldı kimisini yanıma aldım. Çoğunun üstünü kapattım, kimisine yenisini kattım. Daha fazlasını, farklısını yaşabileceğim farklı ortamlar farklı insanlar yarattım ama geçmiştekileri de unutmadım. İnsan dediğin yaşadıklarının birikimi değil midir? Ben de biriktirdikçe ben oldum. Yönümü değiştirdikçe bir ben daha oldum. İyi-kötü-güzel-çirkin ne varsa herkes gibi bende yaşadım. kimisine çok güldüm, kimisine çok ağladım... 


Hiç hatırlamak istemediklerim aksine kafama daha çok kazındı..Sevmem dediklerimi zamanla sevebileceğimi anladım. Unuturum dedim ama çoğunu hala hatırlıyorum. kimisini çoookk özlüyorum, kimisine gülüp geçiyorum. Hiç birinden nefret etmiyorum. Aksine ben olduğum için seviyorum. Onlarla bir ben olduğum için. Ve çoğunu geride bıraktığım için..

Şimdi çok sevdiğim dostlarım var.. paylaştığım insanlar var. Yenilerine yine açığım..Zamanla azalacaklar mı yoksa çoğalacaklar mı bilmiyorum ama ben ilkini yapmak için çabalayacağım.


Ve şuan beni mutlu eden insanlar..sizinle yaşadığım-yaşayacağım- onca güzel şey yine geride kalacak bir gün, ama daha çok hatırlamak daha çok güzelini yaşamak ve hep yaşamak için çabalacağım..

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Rüzgarda savrulmaya hazırım



Tutunduğu daldan kopmuş, rüzgarla bir oyana bir bu yana savrulmuş, biraz hırpalanmış, biraz yorulmuş ama tüm olanla biteni kendi haline bırakmış, kontrolü hayatın getirdiklerine bırakmış biri olmak için heyecan duyan birini gördünüz mü hiç? Aynı serseri bir mayın gibi olmak isteyen...

Beklentiler ve gerçekleşenler birbirini tutmadığı zaman ki hayalkırıklığını yaşamanın ne denli rahatsız edici olduğunu bilenlerdenim. Ama hiç bir zaman büyük hayaller peşinde olup da büyük adımlar atmadım. Hiç bir zaman büyük oynamadım. Beni mutlu edeceğini sandıklarımı yaşadım-ve mutlu oldum. Olmayanların acısını yaşadım ama zamanla unuttum. Yerini başkaları aldı zamanla.. Şimdiyse yine bekliyorum..ama bu sefer o daldan beni hangi güçlü rüzgar alıp götürecek diye bekliyorum..Olacak olan her şeyde -vardır bir hayır elbette- diyerek, karşıma çıkanlar beni şaşırsa da kimi zaman kızdırsa da bekliyorum... Bu sefer kendimce mutlu olacaklarımı seçmek yerine hayatın beni sürüklediği yere gitmeyi ve görmeyi tercih ediyorum. Yorulmak istiyorum.. En çok da çok fazla düşünmeden, kurgulamadan, anı yaşarak önüme gelecekleri merak ediyorum. 




Rüzgarı hissetmeyeli uzun zaman oldu. Uzun zamandır sığınağımdayım. Ama bugün dışarı çıkmaya kararlıyım...
Size beni götürdüğü yerden yazarım...



Aşkla Kalın,
Bonafide



Cuma, Ekim 01, 2010

Boğazda bir başka ben

Güneşsiz bir güne daha başlayıp -olsun yine de güzel olacak her şey- diyerek attım kendimi sabahtan parka.Yürüdüm biraz, dinlendim, daha uyanamamış kedileri sevdim. Nedense diğer sabahlara göre pek bir boştu bu gün parka ya da bana öyle gelmişti bilemiyorum. Sabah sporumu bitirip yine aynı yoldan evin yolunu tuttum. Giderken ve dönerken hep farklı yolları tercih ediyorum ama..bilmiyorum neden, ama öyle. Güzel bir kahvaltıdan sonra evdeki 4 kadın attık kendimizi sokağa..İstikamet Kanlıca!!! Annemin çok sevdiği bir çocukluk arkadaşı kızını alıp 1 haftalığına tatile geldi yanımıza. E bizde bu bahaneyle gitmediğimiz yerlere yeniden gider olduk.

Bir başka hava vardı sanki bu gün İstanbul'da.. Böyle grilerle dolu ama arada güneşin yüzünü göstermek ister gibiydi. Sevmem fazla böyle havaları illaki başımı ağrıtır, rahatsız eder, nedensiz gerginlik yapar üzerimde. Hoş öyle de oldu yine ama boğaz havası, manzarası iyi geldi bedenime. En çok da bir kaç küçük balıkçı teknesine bayıldım. Lise çağlarım güzelim Sinop'ta geçmişti ve oradan çok alışığım bu takalara. Okulumuz deniz kıyısındaydı ve tüm pencereler karadenize bakardı. Bazı geceler irili ufaklı bir sürü tekne balığa çıkardı da böyle denizi acayip süslerlerdi ışıklarıyla. Biz de ışıkları yakıp söndürerek sanki izlediğimizi fark ettirirdik. Kendimizce oyun oynardık işte :) Yosun kokusuna da 'kara' denize de alışığım anlayacağınız. İşte yine Sinop'u hatırlattı bana oralar...

Kanlıca da yoğurdumuzu yedikten sonra Çengelköy'e tarihi Çınaraltı çay bahçesine attık kendimizi..Daha önce de gitmiştim ama böyle puslu havalarda bir başka güzel oluyormuş bir kez daha anladım. Ne çok kalabalık var ne de çok gürültü var. Çayını ve sıcacık simidini al ve boğazın kokusuyla, manzarasıyla keyfine bak...Zaman gelip geçti ama bize yetmedi bir de ordan çıkıp Kızkulesinde oturalım denildi... Orda da aynı hava aynı manzara vardı.. Az insan..Bol huzur..
Çok gezdik..çok dinlendik..İstanbul'a, Boğaz'a, eski anılara bol bol doyduğum bir cuma yaşadım böylece...
Eskiden Sinop'ta çok severdim pencereden gördüğüm manzarayı, her gün karşımda, yanıbaşımdaydı. Yine öyledir aslında ama şimdi arasıda olsa gördüklerim bir başka büyüleyici, etkileyici, bir başka alışkanlık oluvermiş sanki... Değişmem, değişemem gibi...

Perşembe, Eylül 16, 2010

yorgun...

Yorgun, hafif sarhoş ve rahatsız bir haldeyim...içtiğim şarabın, çoğunu döktüğüm mojhito'mun ve en önemlisi yanımda bulunan insanın etkisindeyim şuan. o kadar çok çok şey konuştuk ki bir çoğunu hatırlamıyorum bile.. En son hatırladığım şey benim için değerli olduğunu söylemek ve onun için değerli olduğumu duymaktı..Aşklar, ilişkiler, beklentiler, gelecek, kaygılar, geçmiş, yaşanmışlar, keşkeler, iyikiler...Saatlerce sohbetten sonra ortada kalan tek kelime "benim için değerlisin" olmuştu işte. Öyle de, biliyorum. Hissediyorum. Yaşıyorum. 

Küçükken değer görmek istediğimiz en önemli insanlardı ailemiz, sonra yerini okul arkadaşlarımız, sonra yerini sevgilimiz "sevdiğimiz" alır oldu. Bir diğerinin gözündeki önemimiz gitgide arttı. Kendimiz için değerli olmaktan öte, başkası tarafından değerli olmak öğretildi hep bize ve hep öyle  devam etti. Hiç hatırlamıyorum " ben çok değerliyim " dediğimizi bir başka insana, hep istedik ki o bunu bilsin ve onun için de aynı şey hissedilsin. Ne kadar çok büyük bir beklenti oysa. Bu kadar mı sevilmeye, saygı görmeye, değer verilmeye açız? Ve eğer bu kadar ihtiyacımız varsa neden önce kendimiz kendimize verdiğimiz değeri diğeriyle paylaşamıyoruz? " Ben değerliyim " demek çok büyük bir bencillik mi? Ya da karşıdan beklerken bencillik olmuyor mu? 

Şuan öylesine mutlu ediyor ki beni bir başkası tarafından değerli görülmek, kendime haksızlık ettiğimi düşünmeye başlıyorum. kendime bu kadar değer verirken mutlu olduğumu hatırlamıyorum. Hep bir başkasının onayı ya da hep bir başkasının düşüncesi ve hissettiği daha mı önemli bizim için? 
...
Bilmiyorum... sadece kendime çok değer verdiğimi ve bana değer verdiğini bildiğim insanın olduğunu bilmenin mutluluğunu yaşıyorum ama hangisinin daha ağır bastığını bilmiyorum... Ve hangisi daha çok gerekli ? bilmiyorum.
Kendim mi, bir diğeri mi ?

Pazar, Ağustos 15, 2010

Fark

Sıcaklardan yerinde oturamayan bir ben var burda. Kimi zaman bezdirici olduğunu düşünsemde yine de olsun be diyorum...hoşuma gidiyor işte.. Bastırılmış isyanlarımı tekrar ayaklandırmadan sanki birşeyler artık benim için yerine oturmaya başlıyor. Duygusal sallantılardan biraz uzaklaştım.Hala düşüncelerim ve planlarım tamamen yerli yerine oturmuş olmasa da biraz daha huzurluyum.. Daha mutluyum...
Küçüklüğümden beri memleketimizden kopmadım ben. 5-6 kardeşli anneannem- büyükbabam, amcalar, dayılar, teyzeler, onların çocukları...Bir çoğunun ismini bile bilmesem de uzun süre görmesemde köyümüze her sene gider ziyaret edebildiğimizi ederiz.. Mis gibi yayla havasında bahçelerden kopardığımız domatesleri, salatalıkları yeriz. Yaz elmaları toplar, incir ağaçlarının arasında kayboluruz...köyümüzde evinin bahçesinin önünde sırf kocaman bir dut ağacı var diye dut hala diye seslendiğim annemin halasının adını hala bilmem bile...
köyümüzün girişi

Keçileri,koyunları otlatmak için teyzemle küçükken ovalara çıkardım...Yakıcı güneşin altında bir taraftan da suratını yalayan esintiyle eve döndüğümde gerilen suratım ertesi gün çatlardı. Ama ben hiç umursamazdım. Bilmediğim bir sürü yer vardı orda, özgürlük vardı, hayvanlar, yeşillikler vardı. Kaybolup giderdim... O zamanlar çok cazip gelirdi hepsi, şimdiyse baktığım gördüğüm heryer yine aynı olsa bakışımın değiştiğini fark ediyorum. Hala havasından, manzarasından doyumsuz zevk alıyorum. Kendimi, hayatı daha küçük görüp, daha azla daha fazla mutlu olabileceğimi görüyorum. Ama bir taraftan da insanlara, hayatlara bakıyorum. Hayatlarını, düşüncelerini inceliyorum. Ve her seferinde hep aynı şeylerle karşılaşıyorum. Biz metropolitan şehirlerde zamanın hızına yetişemezken, bedenimiz hep ruhumuzu geride bırakırken, okumadığımız binlerce kitap, izlemediğimiz binlerce film, dinlemediğimiz binlerce müzik ortaya çıkarken, teknolojiye, buluşlara yetişemezken, her gün televizyonlardan izlediğimiz kavga gürültülerden kurtulamazken insan televizyonsuz, buzdolabı, çamaşır makinesi kullanmadan, hiç gazete okumadan klima nedir, doğalgaz nedir bilmeden derma-çatma evinde kedisiyle, bahçesinde domatesi, fasülyesi, salatalığıyla hiç değişmmeyen sessizlikte nasıl yaşar diye düşünmeden edemiyorum. Hayatın daha fazla vereceği yok mu o insanlara yoksa onlar daha fazlasını almak mı istemiyor diye düşünüyorum. Gözlerinde biraz hüzün biraz tatmin görüyorum. Görmek isteyeceğinden daha fazlası yok..Yaşayacağından dahası yok..
Zaman yok...
Ve biz hep zamanın içinde kaybolduğumuzdan yakınmıyor muyuz?  ve hep zamanı ortadan kaldırmak istemiyor muyuz?
Adaçayı

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...